Siz bilmezsiniz belki ama gece saat 2.00 den sonra sokak kedileri daha cana yakın oluyorlar. Gündüzün aksine, gece insana daha da sırnaşıyorlar.
İşte sırf bu yüzden eve gece 2.30’da döndüğüm zamanlar oluyor. Bu yüzdendir ki her sokakta kedi sevmişliğim var benim. Mersin’in en ücra köşelerinde bile kedi dostlarım var benim…

"Merak etme, her şey güzel olacak." diyecek kimsesi olmayan insanlar var dünyada. Siz hala paranın, evin, arabanın hayalini kurun…

"Sıkılırsan güneşten; gece oluruz erkenden, sen istersen…"
  • Son Feci Bisiklet

     Eğer ben, yeri ve göğü tüm sonsuzluk boyunca birbirine katıp karıştırmadan, bir arada tutan yağmur olsaydım; insanların kalplerini birbirine bağlayabilir miydim?

Mutlu Olmak İçin (Akustik)
Redd

Üzüldüm şu mükemmel grubun dağıldığına. En sevdiğim türk gruplarından biriydi Redd. Olacağı varmış. Hayırlısı olsun. Bize mükemmel şarkılar bıraktılar.

Bu şarkı da, nasıl mutlu olacağını anlatan en iyi şarkılardan biridir belki de. Bazı şeyleri görmezden gelerek, duymayarak, bilmeyerek, hissetmeyerek, mutlu olabiliriz…

» İyi geceler tumblr…

Bloğuma girdim ve streampad’in play tuşuna bastım. Rastgele bir şarkı çalacaktı. Acaba ne çalacak diye heyecanla beklemeye başladım.

Çalan şarkı bu kadar manidar olabilirdi. Tınılar Redd grubundan idi. Daha bu sabah dağıldıklarını öğrenmiştim oysa ki. Ne kadar üzüldüm ah. Güzel şeyler elbette sonsuza dek sürmez ama bu ayrılık çok erken değil mi?

» Çalan şarkı. 

Sing (feat. Pharrell Williams)
Ed Sheeran

Hep "iyi geceler şarkısı" paylaştım bu güne kadar. Arada "günaydın şarkısı" da paylaşmak lazım değil mi? Umarım hepimiz için güzel bir hafta geçirirsiniz gençler.

    Okula gidenler halinize şükretmelisiniz. İşe gittiğiniz günlerde, okula gittiğiniz günleri özlemle anacaksınız. “Keşke öğrencilik yıllarıma geri dönsem.” diyeceksiniz =)

Şu saatte uyumayı isteyecek kadar boş bir pazar günü geçirdim.
Günün bitmesine daha 2 saat var. Belki uyuduktan sonra güzel bir rüya fln görürüm. En azından günü kurtarmış olurum hı?

Her sabah olduğu gibi;

Bu sabah da tom, jerry’i yakalayamadı.

Bu sabah da kabasakal, temel reis'ten dayak yedi.

Bu sabah da road runner, coyote'den kaçtı.

Bu sabah da şirinler gargamel'in hain tuzaklarından kurtuldu.

Bu sabah da ash ketchum pokemonlarına bir yenisini ekledi.

Bu sabah da fred çakmaktaş ve barney moloztaş işe geç kaldı.

Bu sabah da casper yeni arkadaşlar edindi.

Bu sabah da redkit dalton kardeşleri yeniden yakaladı.

Bu sabah da tsubasa mükemmel goller atmaya devam etti.

Bu sabah da cedric, chen’e olan aşkını ilan edemedi.

Ve biz; bu sabah da gözlerimizi çocukluğa olan özlem ile açtık…

We Are Not What We Say We Are
Versa

"Hüzün bataklığına batmış bir şarkıyım ben. Sakın elimden tutup beni kurtarmaya çalışmayın. Sizi de çekerim bu dipsiz bataklığa…" diyor sanki…

» Huzurlu geceler tumblr…

     Vücudundaki jilet yarası izlerini örtmek için, yaraların üzerine dövme yaptıran kadınlar gördüm ben. Lütfen bana hayatın acımasız olmadığını söylemeyin.

"Hayat; bir kadına, kendi canına zarar verdirebilecek kadar zor…"

Köydeki bahçemizde kocaman bir zeytin ağacı vardı. Bilen bilir, zeytin ağaçları bir yıl çok, bir yıl az ürün verir. Bahsettiğim ağaç her yıl aynı oranda ürün verirdi. Ne çok fazla, ne de az…
O kadar büyüktü ki; bahçeye her gidişimizde gölgesinde oturup, kahvaltı yapardık. Ne zaman yorulup terlesek altında dinlenir, rüzgarından faydalanırdık.
En çok ona su verirdi babam. Çünkü çok yaşlıydı ve sanırım dedemden (babamın babası) kalan, yaşayan tek varlıktı.
O kadar büyüktü ki gövdesinde kocaman bir oyuk vardı. Her rüzgar estiğinde bir uğultu kaplardı kulaklarımızı. Ürkütücü görüntüsüne rağmen yıllara meydan okuyan bir duruşu vardı. Ben 6 yaşındayken, babam ağacın 45 yaşında olduğu söylemişti. Eğer yaşasaydı; şu an 65 yaşında olacaktı…
Babam beni “yaramazlık yaparsan; koca ağacın oyuğuna atarım seni” diye tehdit ederdi o zamanlar. 
Keşke ağaç yaşasaydı, ben yaramazlık yapsaydım ve babam da beni o yaşlı ağacın oyuğuna atsaydı… 

İnsan terörüne yenik düştü ağaç. Benim zamanın acımasızlığına yenildiğim gibi. Artık ne ben yaramazlık yapabilirim, ne de babam beni o olmayan ağacın oyuğuna atabilir…

Köydeki bahçemizde kocaman bir zeytin ağacı vardı. Bilen bilir, zeytin ağaçları bir yıl çok, bir yıl az ürün verir. Bahsettiğim ağaç her yıl aynı oranda ürün verirdi. Ne çok fazla, ne de az…
O kadar büyüktü ki; bahçeye her gidişimizde gölgesinde oturup, kahvaltı yapardık. Ne zaman yorulup terlesek altında dinlenir, rüzgarından faydalanırdık.
En çok ona su verirdi babam. Çünkü çok yaşlıydı ve sanırım dedemden (babamın babası) kalan, yaşayan tek varlıktı.
O kadar büyüktü ki gövdesinde kocaman bir oyuk vardı. Her rüzgar estiğinde bir uğultu kaplardı kulaklarımızı. Ürkütücü görüntüsüne rağmen yıllara meydan okuyan bir duruşu vardı. Ben 6 yaşındayken, babam ağacın 45 yaşında olduğu söylemişti. Eğer yaşasaydı; şu an 65 yaşında olacaktı…
Babam beni “yaramazlık yaparsan; koca ağacın oyuğuna atarım seni” diye tehdit ederdi o zamanlar.
Keşke ağaç yaşasaydı, ben yaramazlık yapsaydım ve babam da beni o yaşlı ağacın oyuğuna atsaydı…

İnsan terörüne yenik düştü ağaç. Benim zamanın acımasızlığına yenildiğim gibi. Artık ne ben yaramazlık yapabilirim, ne de babam beni o olmayan ağacın oyuğuna atabilir…

Gece eve yürürken görmeden üzerine basıp öldürdüğüm karıncalara üzüldüm durduk yere.
Bu duygusallık beni bir gün bitirecek…

Hayat sadece bizim için değil, hayvanlar için de çok zor. Hele ki etraflarında bizim gibi caniler var ise; daha da zor…

Hayat sadece bizim için değil, hayvanlar için de çok zor. Hele ki etraflarında bizim gibi caniler var ise; daha da zor…